Ne çok isterdin değil mi? masanda,dingin,suskun,yalnız otururken,çevrende dizi dizi defterlerin,yazı dosyaların,kağıt zarfların,içiçe kalem kılıfların,gözlük kabın,yanında ayrı ayrı sigara paketlerin,bira şişen,yarı dolu bardağın,yazdıklarını temize çektiğin daktilonun başında,kulağında derin bir müzik,bir an,yaptıklarını ,yapamadıklarını,yapmakta olduklarını düşünerek dalmışken,dışarıda,karşındaki tülün örttüğü ışığın içinden,akşam yağan yaz yağmurunun berraklaştırdığı ılık havada,parlak öğle güneşi altında,güneyden gelip birdenbire pencerenin pervazına konan,poyrazın uçuşturduğu açık kahverengi,uçuk gökrengi tüyleriyle,orada,bir an aldırmazca duran,dönen,sonra bir kez zıplayıp başını çevirerek yeniden kanat açıp,sanki kaygısız,tasasız,dertsiz kuzeye doğru uçup giden o ufacık kuş,bir daha gelse-ama-bir seferliktir uçuşu,gelmez bir daha
Kendimi kapattım kafeslere sus nedenini sorma Üşüdüm biraz bu hainlikte git fikrimi sorma Kendini yorma, sakın dokunma Dipsiz kuyularda bir şeyler aradım dur adını sorma Bir çığlık duydum çok uzaklarda
sakın korkutma Ağladım sanma, boğulmam korkma
Geçmişimi kül etsem Durup durup küfretsem Tanrı'ya istan etsem de Bitmez ki bu Ben bu şehri terk etsem Ölüp ölüp dirilsem Dünyalara hükmetsem de Bitmez ki bu Fırtına