Bir ada arıyorum;rakamlardan uzak mı uzak,para, pul, zarar konuşmak yasak

21 Kasım 2009 Cumartesi

Yıkık

Bugün yıkığım biliyor musun..?
Ezginim, çaresizim, umutsuzum...
Bırakma beni, insanlar kötü...
Bırakma beni korkuyorum....

Bir deli otlar büyüyor içimde...
Sancılıyım, yorgunum, kederliyim...
Bu halini sevdim gitme kal...
Çamurlar çirkefler içindeyim...
Bırakma beni, insanlar kötü...
Bırakma beni korkuyorum....

Bir dayak yemiş adamım şimdi...
Bezginim, kararsızım, yılgınım...
Al götür beni o kayıp gecelere...
Yeter ikimize yalnızlığım...
Bırakma beni insanlar kötü...
Bırakma beni Korkuyorum...

KIRAÇ

19 Kasım 2009 Perşembe

Hava ağır sıkıntıda sokaklar
Sensin kaldırımlardaki bu iz
Alışmaya çalıştıkça öfke gibi
Hasret büyüyor göğsümde, sinsi, sessiz

16 Kasım 2009 Pazartesi

nasıl da gerçekti rüyamdaki halin .......:(

12 Kasım 2009 Perşembe

Yeditepe İstanbul

ve dizi biter...
dizi değildir aslında
bir hikayedir anlatılan
taa içime işleyen bir hikaye

"sırf başlayıpta bitirebildiğim bir hikayem olsun diye...bıktım ardımda yarım kalmış hikayeler taşımaktan...çünkü bizzat ben yarım kalmış bir niyetim"
bugün senin için özel bir gün,meslek hayatında önemli bir gün ve ben paylaşmak istediğim bir çok şey gibi bunu da paylaşamıyorum seninle,olamıyorum yanında,sevincinde,heyecanında,mutluluğunda...

uzun zaman geçti aradan ve ben hala aynı yerdeyim,öyle, bıraktığın yerde,neyi bekliyorum,ne umuyorum bilemiyorum...

yaşayıpta yitirdiğim değil,yaşamayıpta bilmek istediğim...bu noktadasın tam da...

bol kazançlı,huzurlu bir meslek yaşamı diliyorum

10 Kasım 2009 Salı

Bringing Out The Dead - "hüzün süngeri"









Bu kadar vasat bir film izlememiştim son zamanlarda.Nicolas Cage i severim oyunculugunu begenirim ama bu film neydi öyle ya..Vasatın da altında hatta...Yapma böyle Nicolas :)


Filmde geçen iki kelime "HÜZÜN SÜNGERİ" bu çok hoşuma gitti ama...
içim dışıma uymuyor ama her yere beraber gidiyoruz...


y.istanbul*ömer









Candan Erçetin-Mühim Değil

modern zamanlarda kadın

tuhaf bir yerde alabildiğine tuhaf zamanların kadınlarıyız biz. annelerimizle olan farkımız onların anneleriyle olandan kat be kat daha fazla. yeşilçam filmleriyle büyüdük. seksin kadının ilk birlikteliğinde hamile kalmasına, kendisine kötü kadın damgası vurulmasına ve erkeklerin kötü emellerine alet olmasına sebebiyet verdiği bilinçaltımıza kakıldı her bir karede. ve her birimiz maşukunun bize olan aşkından deliye dönmesini bekleyen prenseslerdik. sonra biz de birer romeoyaratmaya çalıştık tam da sapından elimizde kaldı...

işte tam da bu noktada bir kadına addedilen ne varsa ondan olmayacaktık. çünkü bu kadın bize uymuyordu, hemen evlenme hayalimiz olmadı hiç, iyi bir eğitim almak, saçı da aklı da uzun olan olmak istedik. böylece ekonomik özgürlüğümüz olacak kaşıklara dost olabilecektik. bütün bunları yapabilmek için karnımıza sıpa olmaması gerekiyordu. elimizde hamur olmaması için yumurta kırmayı dahi öğrenmeyi reddettik bir çoğumuz. zira eldeki hamur ve erkek işleri arasında bir seçim yapmak zorunda bırakıldığımızı sandık. bu noktada biz ve bizden olmayanlar olarak ayrıldık.

bizden olmayanlar evlendi, kek, pasta, börek, çörek, çocuk yaptı biz burun kıvırdık.

çünkü biz akıllı, ahlaklı, erdemli, saygın ve iyi olacaktık, şehirli modern ve kariyer sahibi bir kadın olarak asla hesap ödenirken arka planda kalmayacaktık, "abi yapışıp kaldı üzerime" serzenişlerinden nasibimizi almayacaktık, siyasetten de anlayacaktık, ekonomiden de ve hatta futboldan da...

erkekleştikçe hırslandık. yüksek topuklarımızla adliye koridorlarını, plazaları, bankaları inlettik. sivri topuklarımızla ezip geçtik. asla bir kadının olması gerektiği kadar naif değil ama bir o kadar dekolteli... kadın değil ama dişi...

amma ve lakin birlikte uyuduğumuz adamlara "ben senin neyinim" diye sormaktan aciz kadınlardık artık, ne tarafından tutsan elinde kalacak ilişkiler yaşadık, içimizdeki kadın geceleri uyutmaz, gün boyu gözlerini telefonun ekranından alamazken, "ortodoks dilek yanılması"yla her çalan telefonu o sanarken asla penisimizi içimize gömüp arayan olamadık. neden sonra onu gördüğümüz zaman son derece normal davrandık, çünkü kadın algısı müthiş bir yanılsamayla "çaçeron, rahatsız edici, ağlak"tı bizden olanlara göre. onun için kendimizi hiç bozmadık, suratına tükürülmesi gereken adamlara bile dudaklarımıza samimiyetsiz bir gülümseme yerleştirerek "nasılsın" demekte beis duymadık. ama bizce en azından ağlak ve çaçeron olmadık, afferim bize.

işte tam da burada "bir ilişkiye girip paylaşım yaşamak, iyisiyle kötüsüyle sevgiyi hissedebilmek yerine, mesafelerini koruyup, erkeklerin sadece ‘etinden, sütünden’ faydalanmayı tercih ediyorlar." yüzeysel tespiti çıktı karşımıza. koskaca bir yalan bu. çünkü o kadınlar yıllarını birlikte geçirdiği adamlara, birlikte uyuduğu, film izlediği, puzzle yaptığı, nitelikli entelektüel zevkleri birlikte paylaştığı adamlara "ben senin neyinim" diyemediler hiç. çünkü bir kere sorabilselerdi o hep akıllarında olanı, o dudak büktüğü kadınlardan olacaklardı. bunun yerine biz böyle iyiyiz dediler, bir ilişki istemiyorum ben dediler, hazır değilim dediler ve bunu yüksek sesle yineleyerek kendilerini dahi bu fikre inandırdılar.

kolay kazanılmış özgürlükler değil bizimkiler, onun için "seni bırakayım mı saat geç oldu? diyene düşman gözüyle baktık, özgürlüğümüze zeval gelecek sandık. onurumuza dokundu. yahu bıraksın işte ölür müsün? nein, olmaz. çiçek, böcek (hala çiçek böcek diyorum dikkat ettiysen) bize göre değildi. oysa trafik ışıklarında beklerken yahut bir yerlerde bir şeyler içerken "çiçek alır mısın güzel ablaya" satıcısı, gözünün içine baktığımız adam tarafından bir el hareketiyle savuşturulurken "e alsaydık ya aslında güzel ablaya?" dedik içimizden. gözüne içine baktığımız adama yansıyansa, hiç bölmeyip anlattığı hikayeyi dikkatle dinleyen bir "çiçek böcek sevmez" kadındı.

ilk gençlik yıllarında geceler boyunca ağlatacak, depresyonlar liginde pik yaptıracak ne kadar hareket varsa penis sahibi olmaya başladıktan sonra en fazla "ah be!" dedirtti. erkekler artık tuhaf etçiller olmaya başladı gözümüzde, biz de onlar gibi olacaktık, hormonlarımızı, yetiştiriliş şeklimizi, prensesliğimizi unutup penislerimizi sıvazlayacaktık.

çünkü bir penisimiz olmasaydı sokakta arsızca laf atılınca kafamızı önümüze eğip gideceğimize inandık, çünkü erkeklerin dünyasında amansızca savaşamayacağımızı, safi kadın olarak asla iyi bir dr. av. müh. hak. müd. yön. prof x hanımolamayacağımızı sandık, aslında biz çok yanıldık.

bir erkeğe edilebilecek en ciddi küfürlerden biriyken karı gibi adam olmak biz erkek gibi kadın olmakla payelendirildik, adeta mutantlığa özendirildik. kadınlıktan uzaklaştıkça ilişkilerden de uzaklaştık. bir arkadaşımın deyimiyle yolda yürüyen sevgilileri cast ajanslarından sokaklara salınan figüranlar sandık. çünkü bir penisimiz olmasaydı bir hemcinsimiz hakkında erkek muhabbeti yapan en yakın erkek arkadaşımızın ağzının ortasına çakmak zorunda kalırdık.

tek başına yaşlanmaktan ölesiye korkarak tek başımıza yaşadık. kırıldıkça, örselendikçe ve bir de karşımıza çıkan bitmez tükenmez kaprisli, manikürlü, kozmetik çarşısı adamları gördükçe erkeklikte yol aldık.

aslında biz her şeyi yanlış anladık, yanlış anlamanın üzerine bina edilmiş doğru bir tavır çıkar mı hiç? halbuki ne vardı "gök gürültüsünden korkarım ben" diyemiyecek?


ekşisozlukten...

haberler

dün akşam oturayım da bi haberleri izleyim dedim bakayım dünyada neler olup bitiyor,

arka arkaya 3 tane trafik kazası haberi
2 tane cinayet haberi
1 tane kayıp çocuk haberi
vee domuz gribi
vee demokratik açılım


içim karardı
kapadım

7 Kasım 2009 Cumartesi

aşkın kar zarar defteri yok, alacagın varsa yuregine yazıcaksın


y.istanbul*yusuf

6 Kasım 2009 Cuma

içine kaçmak

bi sürü işim var
masamda işlenmeyi bekleyen evraklar
envanter raporuuu ki can sıkıcı bi durumdur kendisi
akşam d.günü var kuzenin ve ben gitmek istemiyorum
son iki haftadan beri rekor kırmış durumdayım ev iş arasında mekik dokuyorum sosyal aktivite sıfırın altında..kitap bile okumadım tek sayfa..bööö...
hava Bursa da çok güzel bu gün
basıp gidesim var
ne gidebiliyorum
ne de kalabiliyorum
en kötüsü de bu galiba...
ve ben
içime kaçıyorum....................................................................
kahve... son yarım saatten beri dinlenilen tek şarkı...





Ajda Pekkan-Oyalama Beni

4 Kasım 2009 Çarşamba

yakamoz

gecen gece yalçın dan mesaj geldı,yakamozdaymış,yakmışlar sobayı,almışlar biraları (ki kış günlerinde soba başında kahve tercihimdir:)) ada çok soğuk,rüzgarlı ama çok güzel tam senlik yazmış ... ama yalçın dedım yapmıyoruz böyle .nasıl özendim nasıl özendimmmm..seneye de burdasın diyor yalçın...işte burda...huzur da ...






3 Kasım 2009 Salı

yürüyen merdiven

yürüyen merdivenlere binipte merdivenleri yürüyerek çıkan insanları anlamıyorum :P